Çeltik tarımında verimi ve kaliteyi doğrudan etkileyen en tehlikeli mantari yani fungal hastalıkların başında çeltik yanıklık hastalığı gelir. Doğru zamanda müdahale edilmediğinde tarlanın büyük bir bölümünü kurutabilecek güçte olan bu patojene karşı bütünleşik bir mücadele programı oluşturmak, sürdürülebilir üretim için oldukça gereklidir. Dünyada ve ülkemizde çeltik yetiştiriciliği yapılan bölgelerde sıkça görülen çeltik yanıklığı, ürünlerin hem kalitesini düşürerek hem de tonajı baltalayarak pirinç üreticileri için çok ağır ekonomik kayıplara yol açabilir.
Hastalığın tarladaki seyrini belirleyen en önemli faktörler, elverişli çevre şartları ve hatalı tarımsal uygulamalardır. Özellikle nemli ve sıcak havaların sunduğu yüksek rutubet ortamı Pyricularia oryzae mantarının yayılması için ideal bir zemin hazırlarken, bilinçsiz azot ve gübre kullanımı gibi hatalar da bitkinin hücresel direncini zayıflatır.
Yapraklarda sinsi bir şekilde başlayan çeltik yaprak yanıklığı, önlem alınmadığında bitkinin tüm kısımlarına yayılarak tarlanın tamamının kaybedilmesine neden olabilir. Bu nedenle çeltik hastalıkları ile mücadele ederken mahsulü güvence altına almak adına, kültürel önlemler ile diğer çeltik yanıklığı mücadelesi adımlarının eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi ve gerektiğinde doğru zamanlamayla etkili çeltik ilaçları kullanılması kritik bir önem taşımaktadır.
ÇELTİK YANIKLIK HASTALIĞI (PYRICULARIA ORYZAE) NEDİR?
Halk arasında bruson, kurt boğazı, pas veya sam vurması gibi isimlerle de anılan çeltik yanıklık hastalığı, bilimsel adıyla Pyricularia oryzae isimli agresif bir fungusun neden olduğu yıkıcı bir enfeksiyondur. Mikroskobik boyuttaki bu hastalık etmeni, Ascomycota mantar grubuna ait olup, morfolojik olarak genellikle bir ila üç bölmeli ve armut biçimli benzersiz bir spor (konidi) yapısına sahiptir. İlk oluştuğunda şeffaf ve renksiz olan bu üreme hücreleri, olgunlaşıp yaşlandıkça koyu zeytin yeşili bir renge bürünür. Hücrelerin genişliği ortalama 6,6 - 12,6 mikron, uzunluğu ise 14,4 - 35,4 mikron arasında değişiklik gösterir.
Patojenin en tipik anatomik özelliklerinden biri de konidiofor adı verilen ince taşıyıcı sapın ucunda gelişmesi ve bu sapa bağlandığı dip kısmında hilum adı verilen küçük, belirgin bir çıkıntı barındırmasıdır. Zamanı geldiğinde bu hassas bağdan kopan sporlar, rüzgar akıntıları ve sulama sularının mekanik hareketiyle çevreye dağılarak tarla genelindeki sağlıklı bitki dokularına tutunur.
Ekonomik zararı oldukça yüksek olan bu tehlikeli fungus, hayatta kalabilmek ve bir sonraki üretim sezonuna aktarılabilmek için sinsi bir kışlama stratejisi izler. Hastalık etmeni, soğuk kış aylarını hasat edilmemiş enfekteli çeltik tohumlarında, tarlada bırakılan anız gibi bitki kalıntılarında ya da tarla sınırlarında kendiliğinden yetişen Darıcan (Echinochloa crusgalli) gibi yabani buğdaygillerde misel (miselyum) formunda uyuyarak geçirir.
Havaların ısınmasıyla birlikte kış uykusundan uyanan bu kaynaklar, bahar ve yaz aylarında hızla yeni konidiler meydana getirir. Özellikle temmuz ve ağustos dönemlerinde havanın bulutlu gitmesi, nispi nemin yüksek olması ve ortam sıcaklığının optimum seviyede seyretmesi gibi elverişli koşullarda, sporlar bitki yüzeyinde hızla çimlenerek sekonder enfeksiyonları başlatır ve sinsi çeltik yaprak yanıklığı salgınlarına zemin hazırlar.
ÇELTİK YANIKLIĞI HASTALIĞI HANGİ KOŞULLARDA GELİŞİR?
Patojenin tarlada kontrol edilemez bir salgına dönüşmesi, hem makroiklim şartlarıyla hem de tarlada uygulanan agronomik tercihlerle doğrudan ilişkilidir. Hastalık etmeni olan Pyricularia oryzae mantarının üreme döngüsünü tamamlayıp yeşil aksama nüfuz edebilmesi için en kritik faktörlerin başında, yüksek orantılı nem ve su varlığı gelir.
Özellikle nispi nemin yüzde 85 ila 100 aralığına ulaştığı, gün boyunca sis veya çiy gibi meteorolojik olayların etkili olduğu dönemlerde, yaprak yüzeyinde günün geç saatlerine kadar kurumadan kalan su tabakası mantar sporlarının çimlenmesi için ideal bir mikro klima oluşturur. Çeltik bitkisinin maksimum kardeşlenme döneminden sonra gelen ve birbirini takip eden yağışlı gün sayısı, tarladaki nem yükünü artırarak enfeksiyon zincirini kuvvetlendirir.
Isı faktörü incelendiğinde ise hastalığın 25-28 derece arasındaki optimum sıcaklıklarda en yüksek yayılma ve üreme hızına ulaştığı bilinmektedir. Ancak bu durum üreticileri yanıltmamalıdır, çünkü patojenin 20 derecenin altındaki düşük gece sıcaklıklarında da gelişimini sürdürebildiği ve dokulara yerleştiği gözlemlenmiştir.
Hava şartlarının yanı sıra, insan eliyle yapılan bazı hatalı ve bilinçsiz kültürel uygulamalar da çeltik yanıklığı gelişimini doğrudan tetikleyen ana unsurlar arasında yer almaktadır. Çeltik tarımında yüksek dozda, tek taraflı veya zamansız şekilde yapılan azotlu gübreleme faaliyetleri, bitkinin üst koruyucu dokularını gevşeterek hücresel direncini kırar ve patojenin girişini kolaylaştırır. Benzer şekilde dengesiz besleme programları neticesinde ortaya çıkan fosfor eksikliği, tarlada hava sirkülasyonunu engelleyen aşırı sık ekim veya takvime uyulmayan geç ekim modelleri de bitki fizyolojisini strese sokarak savunma mekanizmasını zayıflatır.
Sulama yönetiminde yapılan hatalar, özellikle bitkinin gelişim döneminde susuz bırakılması ya da kök bölgesine şok etkisi yaratan aşırı soğuk suların verilmesi, tarlayı hastalığa karşı tamamen savunmasız hale getirebilir. Tüm bu olumsuz çevresel ve kültürel faktörler bir araya geldiğinde, temmuz ayından itibaren sinsi bir şekilde başlayan çeltik yaprak yanıklığı belirtileri hızla genişleyebilir. Bu nedenle ekili alanlarda yıkıcı kayıplar yaşamamak adına, çevre risklerini doğru analiz etmek ve doğru zamanlamayla etkili çeltik yanıklığı mücadelesi yöntemlerini devreye sokmak sürdürülebilir üretimin temel anahtarıdır.
ÇELTİK YANIKLIĞI KONUKÇULARI HANGİ BİTKİLERDİR?
Zirai mücadelede başarıya ulaşmanın en temel kurallarından biri, hastalık etmeninin tarladaki tüm yaşam alanlarını ve yaşam döngüsünü sürdürdüğü sığınakları doğru tespit etmektir. Bu patojenin birincil, en duyarlı ve ekonomik açıdan en ağır hasarı alan ana konukçusu çeltik bitkisidir. Ancak üretim sahalarında sadece ana mahsulü izlemek, bu fungusla yürütülen mücadeleyi sona erdirmez; çünkü tarlada ve kanal kenarlarında kendiliğinden yetişen pek çok farklı bitki türü, hastalık için birer konakçı ve mevsimler arası geçiş köprüsü görevi üstlenebilir.
Ülkemizde özellikle Karadeniz ve Orta Anadolu bölgelerinde yoğunlaşan çeltik ekim alanlarında çeltik yanıklık hastalığı etmeni tarım arazilerini kuşatan pek çok yabancı ot ve saz türünde canlılığını koruyabilmektedir. Bu doğrultuda üreticilerin tarlada en sık karşılaştığı ve mücadele etmekte zorlandığı yabancı otların başında gelen Darıcan, patojenin en güçlü konukçularından biridir. Bununla birlikte sulama kanallarını ve çukur alanları istila eden adi kamış (Phragmites communis), topalak (Cyperus fuscus) ve sivri dikenli saz (Scirpus mucronatus) gibi bitki türleri de mantar sporlarının barınmasına, çoğalmasına ve bir sonraki sezona enfeksiyon kaynağı olarak aktarılmasına olanak tanır.
Küresel ölçekte ise bu tehlikeli fungusun sınırlarının sadece çeltik tarlalarındaki yerel otlarla sınırlı kalmadığı, çok daha geniş bir konukçu spektrumuna sahip olduğu görülmektedir. Dünya genelindeki farklı tarım havzalarında çayır tilki kuyruğu (Alopecurus pratensis), domuz ayrığı (Dactylis glomerata), cin darısı (Setaria italica), kum darısı (Panicum miliaceum) ve mavi ayrık (Agropyron intermedium) gibi buğdaygil familyasına ait bitkilerin yanı sıra, kılçıksız brom (Bromus inermis) ve hatta ekonomik değeri yüksek olan arpa (Hordeum vulgare) gibi tahıl türlerinde de bu enfeksiyon aktif olarak tespit edilmiştir.
Çevredeki tüm bu konukçu bitkilerin varlığı, çeltik yanıklığı patojeninin ve sporlarının tarlada hiçbir zaman tamamen yok olmamasının, rüzgar veya su damlalarıyla sürekli olarak ana mahsule taşınmasının en büyük nedenlerinden biridir. Bu tehlikeli biyolojik döngü nedeniyle, ekili alanlarda sürdürülebilir bir koruma sağlamak isteyen üreticilerin kapsamlı bir çeltik yanıklığı mücadelesi yürütürken sadece çeltik bitkisini ilaçlaması yeterli olmayabilir. Tarla içi ve çevresindeki bu konukçu yabancı ot popülasyonunun da kontrol altında tutulması, enfeksiyon zincirini kırabilmek adına gereklidir.
ÇELTİK YANIKLIK HASTALIĞI BELİRTİ VE ZARARLARI
Fide döneminden başlayarak salkım oluşumuna kadar çeltik bitkisinin hemen her toprak üstü aksamına saldıran bu yıkıcı etmen, bitki anatomisinde sinsi ve aşamalı bir tahribat yaratır. Tarlada genellikle azotlu gübrenin fazla kaçtığı veya sık ekim yapılan alanlarda bir ila iki metre çapında çökmüş ocaklar şeklinde ilk sinyallerini veren bu enfeksiyon, elverişli çevre koşulları sürdüğü müddetçe hızla yayılır.
Genellikle temmuz ayından itibaren yeşil aksam üzerinde kendini göstermeye başlayan ilk lezyonlar, bitkinin savunma gücüne ve patojenin agresifliğine bağlı olarak değişiklik gösterir. Hastalığın en tipik erken dönem işareti, yapraklar üzerinde beliren iki ucu sivri, iğ veya baklava dilimi şeklindeki lekelerdir. Ortası gri-bej ya da saman sarısı, etrafı ise kahverengi belirgin bir halka ile çevrili olan bu yaprak lekeleri, enfeksiyon şiddetlendikçe genişleyerek birbirleriyle birleşir. Bu birleşme neticesinde yaprak dokusu tamamen kurur. Bu da bitkinin fotosentez kapasitesini ve besin alım mekanizmalarını zarara uğratarak genel sağlık durumunun gerilemesine, dolayısıyla gelişiminin durmasına neden olur.
Yaprak ayasındaki bu yıkıcı ilerleme, temmuz ayının ikinci yarısından itibaren yakacık bölgesine sıçradığında bitki sanki bir iplikle sıkılmış gibi büzüşerek boğulmuş bir görünüm kazanır. Belirli bir şekli olmayan ve kın üzerinde uzunlamasına genişleyen bu lekeler, sap dokusuna ulaştığında daha koyu, yağlımsı bir hal alır ve üzerlerinde petrol yeşili renginde kadifemsi bir mantar küfü geliştirir.
Hastalık ilerleyen evrelerde su seviyesine yakın olan birinci ve ikinci gövde boğumlarına indiğinde durum çok daha tehlikeli bir boyut kazanır. Boğumlarda önce doku yumuşaması, ardından kahverengileşme ve siyahlaşma ile karakterize olan boğum enfeksiyonları meydana gelir. Bu aşamada sapın kabuk kısmı tamamen koparak alt ve üst kısımlar sadece cılız bir öz lifiyle birbirine bağlı kalır. Bu nedenle rüzgarın mekanik etkisiyle ya da hafif bir çekmeyle bitki bu boğum noktasından kolayca kırılabilecek bir hale gelir. Ancak üreticiyi ekonomik olarak en büyük felakete sürükleyen aşama, salkım oluşumunun ardından başağın hemen altındaki boğumu vuran salkım boğumu yanıklığı, yani çiftçiler arasında bilinen adıyla boyun çürüklüğü evresidir.
Boyun enfeksiyonu gerçekleştikten sonra salkım normal canlı yeşil rengini kaybederek solgun, mavi-yeşil arası hastalıklı bir ton alır ve boyun kısmı yumuşayarak başağın ağırlığıyla aşağı doğru çöker. Bu kırılma ve iletim demetlerinin tıkanması, salkıma giden besin akışını tamamen kestiği için, enfeksiyonun zamanlamasına bağlı olarak ya kavuzların içi tamamen boş kalır ya da içlerinde pazar değeri ve çimlenme yeteneği olmayan, tebeşir gibi beyaz, cılız ve kırılgan daneler oluşur.
Tüm bu morfolojik yıkım, çeltik yanıklık hastalığı riskinin neden dünya ve Türkiye tarımında birincil tehditlerden olarak kabul edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Tarihsel veriler incelendiğinde, çeltik yanıklığı salgınlarının geçmişte Japonya'da 800 bin ton, Yunanistan'da ise 266 bin ton gibi devasa mahsul kayıplarına yol açtığı görülmektedir.
Benzer şekilde ülkemizde de çeltik üretimi yapılan Akdeniz, Ege, Trakya ve Orta Anadolu gibi tüm bölgelere yayılmış olan patojen, özellikle Karadeniz Bölgesi'ndeki duyarlı varyetelerde yüzde 25 ila 75, Güneydoğu Anadolu'da ise ortalama yüzde 8,33 oranında rekolte kaybına neden olmaktadır.
Salkım döneminde meydana gelen boyun çürümeleri ve yaprak kurumaları neticesinde tarlada yüzde 70'leri bulan bu devasa kayıplar, üreticilerin tarlalarını sürekli gözlemlemesini ve sinsi çeltik yaprak yanıklığı belirtilerine karşı uyanık olmasını zorunlu kılar. Bu yıkıcı döngüyü kırmak ve tarımsal sürdürülebilirliği güvence altına almak için, belirtiler ilk fark edildiği andan itibaren doğru zirai tekniklerle entegre bir çeltik yanıklığı mücadelesi yürütmek ve zaman kaybetmeden doğru çeltik ilaçları ile koruma oluşturmak büyük önem taşımaktadır.
ÇELTİK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE YANIKLIK HASTALIĞI İLE NASIL MÜCADELE EDİLİR?
Çeltik hastalıkları içinde en yüksek yıkım potansiyeline sahip etmenlerden biri olan Pyricularia oryzae’ye karşı yürütülecek zirai strateji, tek bir yönteme indirgenemeyecek kadar hassas ve çok yönlü olmalıdır. Sadece tek bir mücadele modeline bel bağlamak, üretim maliyetlerini artırabileceği gibi tarladaki mahsul güvenliğini de riske atacaktır. Bu doğrultuda, koruyucu tarım tekniklerini kapsayan kültürel önlemler ile yenilikçi kimyasal mücadele adımlarının uyum içinde birleştirilmesi gerekir. Tarla hazırlığından hasat sonrasına kadar tüm adımların planlı bir şekilde uygulanması, hem verim kaybını önlemenin hem de sürdürülebilir çeltik tarımının en önemli gerekliliklerinden biri olacaktır.
KÜLTÜREL MÜCADELE
Hastalık etmeni henüz ekili alanlara giriş yapmadan önce hayata geçirilecek önleyici tedbirler, tarlada gerçekleştirilecek bütünleşik bir korumanın stratejik ilk basamağını oluşturur. Kimyasal girdi ihtiyacını azaltarak üretim maliyetlerini optimize eden bu uygulamaların başında, enfeksiyondan ari, patojenlerin görülmediği temiz bölgelerden temin edilmiş sertifikalı ve yüksek kaliteli tohum kullanımı gelir.
Özellikle topoğrafik olarak çukurda kalan, hava sirkülasyonu zayıf, rüzgarlara kapalı ve yüksek nem tutma kapasitesine sahip riskli üretim sahalarında, bölgenin iklim yapısına uyumlu ve hastalığa karşı yüksek tolerans gösteren dayanıklı çeşitlerin seçilmesi zorunludur.
Toprak besleme programlarında yapılan en büyük hatalardan biri olan tek taraflı, aşırı ve zamansız azotlu gübreleme faaliyetlerinden, özellikle bitki dokularını hızlı gevşeten nitrat formlarından kaçınılmalıdır. Mahsulün ihtiyacına göre dengelenmiş bir besleme programı bitki bağışıklığını üst seviyede tutarken, yerel toprak ve iklim şartlarına göre optimize edilen ekim zamanı planlaması da hayati önem taşır. Bitki fizyolojisini strese sokan aşırı sık veya norm dışı geç ekim modellerinden uzak durulmalıdır.
Su yönetiminde gösterilecek hassasiyet de çeltik hastalıkları oluşumunu engelleyen bir diğer kritik etkendir. Çeltik kök bölgesinde termal şok etkisi yaratarak savunma mekanizmasını kilitleyen soğuk sulama sularının doğrudan tarlaya verilmesinden kaçınılmalıdır. Sulama eğer artezyen kaynaklarından sağlanıyorsa suyun önceden belirlenen havuzlarda göllendirilerek ya da tarla çevresindeki kanallarda dolaştırılarak ideal sıcaklığa ulaştırılması sağlanmalıdır. Bunun yanı sıra, üretim sezonu boyunca sahada kullanılan tüm tarım alet ve ekipmanlarının düzenli olarak dezenfekte edilmesi, mikroskobik sporların temiz alanlara taşınmasını engelleyen basit ama oldukça etkili bir hijyen kuralıdır.
Hasat dönemi bittikten sonra fungusun kışı geçirmesine olanak tanıyan hastalıklı anız ve bitki artıklarının tarlada bırakılmaması gerekir. Gelecek üretim sezonunun birincil enfeksiyon kaynağını kurutmak adına bu kalıntılar sahadan tamamen uzaklaştırılmalı, anız yapısı bozulmalı veya derin sürüm teknikleriyle toprağın altına gömülerek patojenin kışlama şansı ortadan kaldırılmalıdır. Tüm bu agronomik adımların eksiksiz kurgulanması, tarladaki çeltik yanıklığı mücadelesi sürecinin başarısını belirleyen en temel dayanak noktalarından biridir.
KİMYASAL MÜCADELE
Kültürel önlemlerin tek başına baskılayamadığı yoğun enfeksiyon durumlarında veya patojenin çoğalmasını tetikleyen elverişli iklim koşullarında, kimyasal mücadele koruma çalışmasının en güçlü ve kaçınılmaz uygulaması olarak devreye girer. Geçmiş dönemlerde kullanılan cıva bazlı tohum ilaçlarının insan ve çevre sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri sebebiyle tamamen yasaklanması, günümüzde modern çeltik yanıklığı ilaçları ile yapılacak yeşil aksam uygulamalarını çok daha kritik bir konuma getirmiştir.
Bu doğrultuda, yeşil aksam ilaçlamasına tarlada ilk sinsi hastalık belirtileri gözlemlendiği anda ya da bitkinin fizyolojik olarak enfeksiyona en duyarlı olduğu salkım doğumu, yani gebe kın döneminde vakit kaybetmeden başlanmalıdır. İlk müdahalenin ardından, tercih edilen çeltik yanıklığı ilacının aktif kalıcılık süresine ve hastalığın seyrine bağlı olarak, genellikle on gün ara ile ikinci ve ihtiyaç halinde üçüncü doz uygulamalarıyla koruma döngüsü kesintisiz şekilde devam ettirilmelidir.
İlaçlama esnasında pülverizatör veya atomizör gibi uygun tarımsal mekanizasyon ekipmanları kullanılarak tüm bitki yüzeyinin homojen bir şekilde ilaçla kaplanması, kimyasal müdahalenin başarısı için temel kurallardan biridir. Uygulama öncesinde kullanılacak ideal su miktarını netleştirmek amacıyla kalibrasyon işlemlerinin titizlikle yapılması ve ilaçlama esnasında çeltiklerde ezme veya kırma gibi mekaniksel zararlar oluşturmayacak şekilde dikkatli davranılması tüm bitkilerin sağlığı açısından büyük önem taşır. Bu hassas evrede, sadece temas ettiği yüzeyde kalan sıradan ürünler yerine, hem koruyucu hem de tedavi edici güce sahip, sistemik aktivitesi yüksek çeltik yaprak yanıklığı ilaçları tercih edilmelidir.
Bitki bünyesine hızla nüfuz ederek yeni gelişen aksamlara ve salkımlara kadar taşınabilen bu formülasyonlar, tarlada uzun süreli ve aşılmaz bir koruma kalkanı inşa edebilir. Siz de yenilikçi FMC bitki koruma ürünleriyle çeltik yanıklığı tehdidine karşı üstün bir koruma sağlayarak mahsulünüzü güvence altına alabilir, etiket dozajlarına tam uyum göstererek enfeksiyonun verim ve pazar değeri üzerindeki yıkıcı etkisinin önüne geçebilirsiniz.
Kimyasal uygulamanın bitimini takiben, ilacın etki süresi baz alınarak tarlanın farklı noktalarında çemberleme yöntemiyle yapılacak skalalı sayımlar ve komşu arazilerin durumuyla gerçekleştirilecek karşılaştırmalar, yürütülen bu çeltik yanıklığı mücadelesi sürecinin başarısını somut bir şekilde ortaya koyacaktır.
ÇELTİK YANIKLIK HASTALIĞI MÜCADELESI İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR
Aşırı Azotlu Gübreleme Çeltik Yanıklığını Tetikler mi?
Evet, çeltik tarımında ihtiyaçtan fazla azotlu gübre kullanılması bitkinin dokularını gevşetir ve hücresel direncini zayıflatır. Hassaslaşan dokular, yanıklık hastalığı etmeni olan mantarın bitki içerisine çok daha kolay nüfuz etmesine ve hastalığın tarlada hızla salgın yapmasına zemin hazırlar.
Çeltik Yanıklığı İlacı Ne Zaman Atılmalıdır?
Kimyasal mücadelede zamanlama hayati önem taşır. Genellikle ilk ilaçlama tarlada hastalık belirtileri görülür görülmez veya bitki gelişiminin salkım doğumu (gebe kın) döneminde koruyucu olarak yapılmalıdır. Hastalığın seyrine ve hava koşullarına bağlı olarak gerekirse ikinci bir ilaçlama da uygulanır.
Hastalıktan Korunmak için Hasat Sonrasında Ne Yapılmalıdır?
Hasat bittikten sonra tarlada kalan hastalıklı çeltik anızları ve bitki artıkları bir sonraki yılın enfeksiyon kaynağıdır. Bu nedenle tarlada kalan anızların derin sürüm yapılarak toprağın altına gömülmesi veya tarladan uzaklaştırılması, patojenin kışlama şansını ciddi oranda azaltır.
Hastalığa Yakalanmış Tarladan Bir Sonraki Yıl için Tohumluk Ayrılır mı?
Kesinlikle ayrılmamalıdır. Patojen, kışı enfekteli tohumların içinde veya üzerinde canlı miseller halinde geçirir. Eğer bu tarladan tohumluk ayırırsanız, kendi elinizle bir sonraki yılın hastalık kaynağını depolamış ve yeni sezonda tarlayı doğrudan hastalıklı başlatmış olursunuz. Ertesi yıl temiz bir başlangıç için mutlaka hastalığın hiç görülmediği alanlardan sertifikalı ve temiz tohum tedarik etmelisiniz.
Yanıklık İlacı ile Yabancı Ot İlaçları veya Sıvı Gübreler Karıştırılıp Tek Seferde Atılabilir mi?
Çeltik yanıklığı ilaçlarının büyük bölümü diğer ilaçlarla karışabilir ancak yabancı ot ilaçları (herbisitler) ve bazı yoğun azotlu yaprak gübreleri ile karıştırılması tavsiye edilmez. Ot ilaçları zaten bitkiyi fizyolojik bir strese sokarken, yanıklık ilacıyla birleştiğinde çeltikte fitotoksite yani ilaç zehirlenmesi veya yakma yapabilir. Karışım yapılmadan önce mutlaka ilacın etiketindeki karışabilirlik durumunu okunmalı ve küçük bir kapta ön karışım testi yapılmalıdır.